Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Şiirsel

Yazılar

&&& U N U T U L M A K &&&

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
Sanki daha dündü tanıştığımız
Geçen yıllar olsun zor unutulmak,
Gönülden gönüle bağlandığımız
Duyguları etmiş kör unutulmak.

Hangi yana dönsem acı ızdırap
Hayatım perişan bu dünya harap
Bedenim kadehmiş ruhum da şarap
Gençliğime yağar kar unutulmak.

Sitemim ne kadar acı olsa da
Bu yürek yarası baki olsa da
Bundan sonra dostlar beni ansa da
Ateş gibi yakar har unutulmak.

Aylar yıllar hafta günler geçse de
Dost bildiğim unutmadım dese de
Feryadi dünyadan göçüp gitse de

BUGÜN BENİM ÖLÜM GÜNÜM

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
Bugün doğum günün dediler
Oysa ben ölmüştüm gidişinle
Ardına bir kez bile bakmadan
Yüreğime hiç ışık bırakmadan
Gittin bugün
Bugün benim ölüm günüm

Acımıyor artık yüreğim bile
Gözlerimde tek damlacık yaş da yok
Ne ellerim titriyor heyecanınla
Ne yüreğim ürkek ürkek atıyor
Elinde bir gül ile bekleyen gitti
Sen gittin ya tükendi oksijenim
Bugün benim ölüm günüm

Bir hazan ağacıyım sarardı yapraklarım
Cansuyum tükendi kurudum sanki o an
Kasırga misali estin kayboldun sonra
Kara bulutları bile arar oldu gözlerim
Kopsa da bir fırtına yine sen gelsen diye
Dualar etti her yaprağım
Ama sen gittin birkez dönülmez ufuklara
Bugün benim ölüm günüm

Bugün doğum günün dediler ya
Kelebek kadar oldu ömrüm
Bugün doğup bugün öldüm
Gitmek yoktu hani hazan yaprağım
Hani her yolun sonunda kesişirdik yine biz
İşte buna dayanmadı yüreğim
Sen gittin ya dönülmez ufuklara
Dünya da dönmüyor artık
Kesildi işte nefesim
Gelsen de gelmesen de
Bugün benim ölüm günüm!

hatıralarda öldü gönlüm.

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲


hatıralarda öldü gönlüm...

hasret vurur yüreğimdeki denize maviliğin güzelliği
hayat oyun oynar sevdanın yokluğunda duygularıma
resimler yanar yok olur sadece hatıralarım kalır geride
dinlenen şarkılar içimdeki duyguları anlatır bana
her anım canlanır gözbebeklerimde gözlerimi ıslatırcasına
anılarla yüklü yüreğim dolup taşar akıtır yağmurlarını usulca
anlatamam içimdeki bu yağmura kendimi ıslatmıştır çehremi
hesap soramam bu yağmura bi nedeni vardır her damlasının
dinlediğim sözler anlamlarını yitirmeye başlar teker teker
siyah bir hüzündür yokluğunun adı içimde kalan
povrazlarda sitem vurur kalbim soğuk ellerimde sancısı
ateş söndü yüreğimde kalan küller eşliğinde savurur oldu
senli düşlerim gider oldu anılarla yüklü yıldızlar kayar oldu
hasretin vurdu gönlümü bu gece hesap sorarcasına
maviliklerde esen fırtınam yok oldu susturdu şiddetini
senden kalan sözler birer birer terk edip gider oldu
sayfalar anılarla yüklü damlalara bıraktı kendini
esen rüzgar vurmaz oldu sensizlikten pencereme
sensizlikten kalan hatıralarda öldü gönlüm...

Bir duman tütüyor ki yangin yeri bu yürek

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
*Bir duman tütüyor ki yangin yeri bu yürek
Girtlakta dügümdür söz,sustum siir konustu
Ikrar verdi kavlinden dönmez geri bu yürek
Haykirmak istedi ÖZ,sustum siir konustu…….


Bir nida eylesem de yanki vermez ki daglar
Derdim ile hemhaldir lale sümbül gül aglar
Sükûtilik ruhumu kördügüm edip baglar
Bagrimda yanar bir KÖZ sustum siir konustu…….


Sonsuz maviligine gözlerinin takildim
Deli divane oldum, ateslerde yakildim
Ihanetin degince yüregime yikildim
Silmeye yeter tek SÖZ, sustum siir konustu.........


Feryat eden yüregim sukuta sasti dondu,
Gül kurudu ahimdan bulut yagmura döndü,
O hayirsiz elinden benzim sarardi söndü,
Çaglarken köreldi GÖZ, sustum siir konustu.............


Sana dargin bu yürek, duygularim barismaz
Mavi boncuk dagitmak asla sana yakismaz
Gönül engin olsa da iki sevda sikismaz
Bundan böyle yürek BUZ, sustum siir konustu......


Dertlerimi anlattim, hiç dinleyen olmadi
Bosa koydum anlamaz dolu ise almadi
Aldigim darbelerden asla yüzüm gülmedi
Dilimi daglayan KÖZ,sustum siir konustu.........


Zerk etmisken gönlüme, askin has serumunu
Ne degisti vaz geçtin döktün od kurumunu,
Acimadan karsimda, yaptin rol sunumunu
Dilimde tükendi SÖZ, sustum siir konustu.........


Ben seni unutmadim, aklimdasin, candasin
Her gün sorsam halini, yürekte sol yandasin,
Sabahimsin, gecemsin, canimdasin, candasin,
Dilimde kalmadi SÖZ, sustum dilim konustu….


Yürekte yanginimi, sunuyorum sizlere
Hep içime agladim,baktim yalan yüzlere
Çilem bitmemis demek,sizi iner dizlere
Gözümdeki yaslar BUZ,sustum siir konustu......


Yangin yeri gibidir, girip baksan içine,
Derya gibi çaglayip, sende aksan içime,
O askin imzasini, söyle çaksan içime,
Sevdamda kalmadi KÖZ, sustum siir konustu….


Kahir dolu bakisti, deldi geçti bögrümü
Kalpten kalbe akisti, aldi gitti gönlümü
Gözlerimden bagladi, sevdanin kördügümü
Çözdükçe dolasti ÖZ, sustum siir konustu...............


Utangaç bir tutkunun hüznü eser gecede
El dolanir bedene, siir titrer hecede
Sicak bir temmuzdur ask, yürek sakli peçede
Köze döner dilde SÖZ, sustum siir konustu……


Aski düse beledim, zifiri gecelerde
Diyorlar eremezsin, hükmü çok yücelerde
Iki kelime isim, dilimde hecelerde
Dil tutustu yandi SÖZ, sustum siir konustu.........


Kimi caba derdinde millette aci keder
Ölçüyü kaçirirsak hain malzeme eder
Sakin düsünek dostlar davamiz olur heder
Cigerime bastim TUZ, sustum siir konustu......


Kalbime izdiraplar çökmüs,harap biçimde
Ömür gelip geçiyor,izdiraplar içinde
Gönül küskün geziyor,çok sizi var içimde
Sevenler hep böyle KÖZ,sustum siir konustu.......


Dünya dirligi bostur, heves etmem bosuna,
bir yar sevdim gönülden, rastlamadim esine
Terk eyledim her seyi düstüm onun pesine
Onun için aglar ÖZ, sustum siir konustu…………..


Merhem olacak ise hep beraber kusalim
Zalimin karsisinda demiyorum susalim
Bilene birakalim biz yerinde susalim
Kursun bile ona AZ, sustum siir konustu.... ….


Sen baharda açan gül ben güzdeki gazelim
Iki beden bir gönül, ask ilinde gezelim
Içimden geçeni söylemedim güzelim
Ister daril ister KIZ sustum siir konustu…………..


Bizim iller çok sicak, yaniyorum hardayim
Isler kesat bu sira,sikintida dardayim
Sormayin hiç halimi,bir garip diyardayim
Derdini Lokman'a YAZ, sustum siir konustu…….


Kâh yanarim kislarda, kâh üsürüm yazinda,
Çoklarinda gözüm yok, kabulümdür azinda,
Öldürüyor gün be gün, bilsen gülüm, nazinda,
Yaramda inledi TUZ, sustum siir konustu…..….


Hayatta hep yenildim,bu nefsin yarisinda,
Ben mutluluk aradim,umutsuz dag basinda,
Bahardaki sevgiye,hazan düstü kisinda.
Mevsim sonbahari GÜZ sustum siir konustu.......


Yakmak için keserler, meyve vermeyen dali
Sevgiyle beslenmezse, çöllesir sevda gölü
Karsiliksiz kalirsa, susar asigin dili
Yar bana vermedi YÜZ, sustum siir konustu.......


Seni unutur muyum, bedenimde cansin sen.
Ruhumu dinlendiren, damarimda kansin sen.
Izdiraplar içinde, derdime dermansin sen.
Sükût etmek mi? SÖZ, sustum siir konustu.....


Bir bakisini görsem, daglar bana düz olur
Kara sevda çektikçe,cigerim göz göz olur
Battikça kanatan ask,su gönlüme biz olur
Sinemi delerken BIZ, sustum siir konustu…….


Gaflete düsme ümmet,baglanmasin basiret
Haram ve hile niye,sonumuz hep ahiret
Her an derya ol çagla,kem sözünü tehir et
Çözemem insanlik YOZ,sustum siir konustu.......


Garibim bu dünyada, acizane bir kulum.
Gidemedim bir yere, ne sagim ne de solum.
Perisandir bedenim, kirdi kanadim kolum.
Çigerim yanar tuz BUZ, sustum siir konustu……


Mevlaya duadayim bagrimi sarmis hazan
Yürek aleve dönse,sevdadir hari bozan
Gözde yas durmaz akar,yagmurun adi Nazan
Bagrimi yakar bir KÖZ,sustum siir konustu,,,,….,


Bu gün yardan yastiga beraberce bas koydum
Agaca ismimizin bas harflerini oydum
Kurbandir canan için elimle meyve soydum
Usandirir fazla NAZ, sustum siir konustu........


O gideli yillardir, karalari baglarim
Dinmiyor acilarim, cigerimi daglarim
Sarilir baglamama, çalar çalar aglarim
Artik isyan etti SAZ,sustum siir konustu……


Günüme hayal oldu, geceler rüyamda yar
Iç çektigim ahtadir, baktirdigim falda yar
Bir garip hale düstüm, mekânsiz diyarda yar
Harman oldu aci HAZ, sustum siir konustu......


Resimlerde avunur, deli gönlüm bakarak,
Bazen kuru çöl gibi, bazen de çaglayarak,
Gülmek haramdir sensiz, her günüm aglayarak,
Özümde kalmadi ÖZ, sustum siir konustu………


Bu yaz fazla uzadi, kavuruyor sicaklar
Susuz kalan yürekler, sararip solacaklar
Sansli birkaç goncayi,koparip yolacaklar
Kar yagsa olsa AYAZ, sustum siir konustu….


Sonbahar hazan oldu soldurdu umutlari
Kis fena bastirinca dondurdu umutlari
Ilkbahar yine rafa kaldirdi umutlari
Acimadan geçti YAZ, sustum siir konustu.........


Bahar açar topragim gayri demem kisim var
Dur dinlemez yüregim delice akisim var
Yol eyledim sevdayi yürekten yanisim var
Yanmak söz mü oldum KÖZ, sustum siir konustu......


Sevdami anlatmaya naçiz bir söz yetmedi
Mecalsiz düstü yürek yine yangin bitmedi
Senden baska bir ates bu yürekte tütmedi
Sevdan bu yangina BAZ, sustum siir konustu….

GÜLÜŞLERİNİZ GÖZLERİNİZE IŞIK OLSUN.

Hoş geldin kalbimize sevgili pişmanlık

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
Hoş geldin kalbimize sevgili pişmanlık…

Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını.
Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar.

Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar. Pişmanlığın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlığı utançla tanıştırır bizi. Utançla tanıştığımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla buluşuruz ilk defa. Film gibi hani… Sevdiğimizle çarpışmak gibi köşe başında; defterler kitaplar dağılırken havada, kalpler buluşur, gözler el ele tutuşur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıştırır bizi. “Ah!” ettiren her günah, bağışlanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi.

Hiç istemeden olmuş gibi, kaza ile değmiş gibi sokulur günah ve kirler ruhumuzun billur sularına. Paslı bir bıçak gibi bulandırıverir kalbin duru ayazmalarını. Sular üzerinde rüzgâr ürpertisi gibi, dudaklarımızda içli yakarışların kıpırtısını başlatır hatalar. Yağmurun çöllerin kumunu yarması gibi, içimizin de içinde sancılı itiraflara kuytular açar günahların darbesi. Vicdanımızın kulağının dibinde fısıltılı hesaplaşmalara çağırır bizi pişmanlıkların nefesi. Utandırır bizi. Utandırdığı gibi, utanabilir olduğumuzu da hatırlatır bize. Yüzümüz kızarır, başımız öne eğilir, mahcubiyetle kısılır gözlerimiz, belki gözyaşı dökeriz. Müşfik bir baba gibi teselli eder bizi pişmanlığımız: “Ağlıyorsun ya işte; o işi yapmayı yakıştıramadın kendine. Sen elinle ettiğinden fazlasısın. Sen bile isteye ettiğin günahtan daha yukarıdasın…”

Kucağımızda hiç durmadan ağlayan bebek gibi, habire sızlanan bir hasta gibi buluruz pişmanlığı. Ne inkar edebilir, ne unutabilir ne acısını dindirebiliriz. Bırakalım öyle kalsın! Acısın. Kanasın. Ağlasın. Sızlansın. Dağlasın göğsümüzü. Yırtsın yüzümüzü. Kendi gözlerimizin içine baktığımızda, hemen yüzünü gösterip utandırsın bizi. Bizi bize gammazlasın. Acısına ihtiyacımız var pişmanlığın. Ya hiç acıtmasaydı günah kalbimizi? Ya pişmanlığın sızısı hiç yapışmasaydı yakamıza? Kurtulmak için çırpındıkça üzerimize atılıvermeseydi pıtraklar gibi? Kıvrandıkça, kıvrandıkça yine yeniden yakalamasaydı bizi bileklerimizden?

İyi ki öyle... Kaynağı saptanamayan ağrılarda hastalara, kural gereği, ağrı kesici verilmez. Çünkü ağrısı olmazsa, hasta çare aramaz. Kıvranmazsa, ağrının odağını bulmaya yönelik zahmetlere katılmaz, katlanmaz.

Pişmanlığın da soğuk sert taşlar gibi vurması beklenir ayaklarımıza. Hiç bitmeyen kışlar gibi soğuk buzlar düşürmesi gerekir alnımıza. Firari mahkûmlar gibi köşe bucak tedirginliklere mahpus etmesi istenir bizi. İlk fırsatta, saati geri alma telaşına düşmek, takvim yapraklarını yerine yapıştırma telaşıyla yanıp tutuşmak gerek. Günahı, ömrünün son deminde ak örtülere sarılmış adamı/kadını acı bir sırla kirletmek diye bilmek gerek.

“Kim aklar beni?” diye bütün kapılardan eli boş döndüğümüzde, “illâ O” diyecek çaresizliğin dizi dibine oturtmalı bizi pişmanlığımız. Rahmetin ve gufranın dergâhında kusurluluğumuzu ve günahkârlığımızı şefaatçi bilip öylece ümitlenmeliyiz Allah’tan. Hiç koşulsuz affedileceğimiz kapının eşiğinde umutla ve gözyaşıyla oturabilmeyi öğretmeli bize pişmanlık. Kimselere diyemediğimiz sırlarımızı kabuğunda sızlanan bir inci gibi rahmetin kucağına itiverme ihtiyacını tir tir titreyerek hissetmeliyiz pişmanlık göğsümüze sarıldığında. Ne kadar çok hata etmişsek etmiş olalım, sonsuz serin bir okyanusun maviliğinde kir pasımızı kimselere göstermeden yıkayıverme umudunu göğsümüzde cılız pınarlar gibi biriktirmeyi vaat eder bize pişmanlığımız.

Sevapça hiçbir şey edemediğimizi, ettiklerimizin de bize ait sayılmayacağını aniden görebilmek demektir günahların “ah!”ları. O’ndan korkup yine O’na kaçacak denli anaç ve müşfik olan rahmeti acıyan dudaklarımızla içmeyi sadece pişmanlığımız öğretir bize..

O tatlı Şebnem Ferah şarkısı gibi, “Sil baştan başlamak gerek bazen. Hayatı sıfırlamak. Sil baştan sevmek gerek bazen. Her şeyi unutarak, yeni baştan sevmek gerek.”

Sil baştan başlama telaşıyla affın boynuna sarılırız pişmanlığımızla. Sil baştan sevildiğimizi ummak adına rahmetin kucağına bırakırız gözyaşımızı. Sancıyan vicdanımızla, utanan yüzümüzle, ağlayan gözümüzle, titreyen dudağımızla içten bir özür, mahcup bir tövbe fırsatı sunar bize pişmanlığımız. Ya hiç olmasaydı pişmanlığımız? Hiç yakmasaydı canımızı? Ağrı hissedemeyen hastalar gibi yakardık rahmete yürüyen ayaklarımızı, kırardık affı avuçlayan ellerimizi.

O ARTIK ŞEHİD MEHMET

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲

Başı öne eğikti, derin düşüncelere dalmıştı. Nedendi? Niçindi? Bu sorulara kim cevap verecekti. Kim hak ediyordu ki böyle bir sonu?


Başı öne eğikti, derin düşüncelere dalmıştı. Nedendi? Niçindi? Bu sorulara kim cevap verecekti. Kim hak ediyordu ki böyle bir sonu? Yüreğinden akan bu duyguları hiçbir kulak duyamazdı, dile getiremiyor boğazında bir düğüm oluyordu adeta. Kendi içinde sorular soruyor cevap bulamıyordu .Peki bütün olanlara bir cevap var mıydı? Olmalıydı, bir cevabı olmalıydı; eğer bir cevabı yoksa ne değeri vardı?! Öyleyse baştan aşağı yapılanlar büyük bir haksızlıktı. En acısı da bu değil miydi? Her şeyin bir bedeli vardı, bu bedeli kimin ödemesi gerekiyordu? .Bunu sadece kendi içinde yaşayarak çözemezdi. Kendine o cesareti vermesi gerekiyordu, yaşadığı çelişkilerden kurtulması için dışa dönük olmalıydı. Bunu yapmalıydı.

Derin bir nefes çekerek başını kaldırıp etrafını şöyle bir süzdü. Her şey ne kadar yalandı! Yaşadıkları bir anda hiç yaşanmamış gibi geldi. Oturduğu yerden kalktı. Ayaklarının uyuştuğunu fark etti, dizlerine doğru eğilip iki eliyle bacaklarını ovuşturmaya başladı. Birden gözüne ayakkabısının kenarındaki yırtık takıldı. Yırtığa bakarak gülümsedi ve doğruldu, kısık bir ses tonuyla;

-Doğarız ve ölürüz, dedi.

Ellerini cebine koydu, başını öne eğip yavaş adımlarla yürümeye başladı. Hafif bir rüzgâr esiyordu, keskin kuru bir soğuk vardı. Titredi, ceketinin düğmelerini ilikledi, ellerini cebine koyup bir süre yürüdü. Köyün girişine yaklaşmıştı. Girişteki mezarlık dikkatini çekti, yavaşladı. Bir müddet seyretti. Orada yatan babasının yanına gitmek geldi içinden. Evet babasının yanına gitmeliydi. Mezarlığa girdi ve babasının olduğu yöne doğru gitti. Mezarın yanına geldiğinde ağlıyordu. Ellerini açıp dua etti. Bir taraftan dua okuyor, babasının mezarının üzerindeki otları temizliyor, bir taraftan da gözlerinden akan yaşları silmeye çalışıyordu ama gözyaşları durmak bilmiyordu. Hıçkırıklara boğuluyordu. Keşke babası yaşasaydı! Neden ölmüştü, ona bu dünyada baba sözüne hasret bırakmaya kimin hakkı vardı? Babasına çok ihtiyaç duyuyordu.

Birinin omzuna dokunduğunu fark etti, irkildi. Başını kaldırıp baktı, köyün sözü dinlenenlerinden Arif emmiydi.

-Kalk, yetim Mehmet'im kalk! Böyle yaparak babanı üzüyorsun. Hem o sana nasıl cevap verecek? Koskoca bir delikanlı oldun, bırak artık ağlamayı. Bilirim sıkıntını… Babanı öldürenlerin kim olduğunu, neden öldürdüklerini dert edersin. Kabul et artık, o öldürüldü ve bunu kimse çözemedi. Sen de bilirsin herkesin bildiğini; biriyle kapışmış, düşüp başını taşa çarpmış ve oracıkta Hakk"ın rahmetine kavuşmuş. Bulanlar bunu böyle söyler ama unutma her şeyi gören biri vardı, zaten her şey onun huzurunda olmuştu. Sen O"na sığın, O bizden iyisini bilir. Unutma, “Mevla"m görelim neyler, neylerse güzel eyler.” Haydi kalk, anacığın bekler…

Mehmet'in koluna girdi; yürümeye başladılar. Arif Emmi, nasihatlerine, yürürken de devam etti. Mehmet hiç konuşmadan başı öne eğik dinliyordu. Söyledikleri doğruydu, böyle yaparak anasını çok üzüyordu. Mehmet'in evine yaklaşmışlardı. Arif Emmi, omzuna hafifçe vurarak;

-Hadi yetimim! Gir içeri, anacığının ellerinden öp. Hadi aslanım, o senin hem anan, hem baban, dedi.

Mehmet, içeri girdi. Ocağın başında çorba kaynatan anasının yanına gitti. Ellerini tuttu ve defalarca öptü. Anacığının elleri buram buram kına kokuyordu.

Annesi;

-Mehmet'im ne oldu, niye yapıştın ellerime? diyerek gülümsedi.

Mehmet;

-İçimden geldi anacığım, diye cevap verdi.

Mehmet, hiç olmadığı kadar huzurluydu; artık kafasına takılan soruların cevaplarını aramayacak, anasını mutlu etmek için elinden geleni yapacaktı. Evet, doğru olan buydu.

Aradan aylar geçmiş, Mehmet'in beklediği gün gelmişti. Vatan borcunu bir an önce ödeyip, gururlu ve şerefli bir Türk genci olarak yaşayacaktı. Vatani görevini yapmak ve bu toprakları, şerefini, namusunu koruyacağını düşünmek onu çok gururlandırıyordu. Mehmet, anası ve çok sevdiği her zaman nasihatleriyle doğru yolu bulduğu Arif Emmi ile birlikte diğer köylülerle vedalaştı. Herkesle birer birer helalleşti, yola koyuldu. Uzun süren bir yolculuğun sonunda birliğine teslim olmak için askeriyenin yolunu tutmuştu, bir an önce teslim olup görevine başlamak istiyordu. Mehmet artık adı gibi bir Mehmetçikti, gururluydu, onurluydu. Kıyafetlerini giydiğinde kendini çok iyi hissediyor, mutluluk duyuyordu, Allah'a şükürler ediyordu.

-Ey Rabbim, sana şükürler olsun. Bana da diğer kardeşlerim gibi bu onurlu yolu layık gördüğün için… Hamdolsun verdiğin nimete ve sıhhate, elhamdülillah…

Mehmet çok geçmeden asker olmaya alışmış, arkadaşlar edinmişti. Komutanlarını seviyor, verilen görevleri layıkıyla yerine getiriyordu. Artık, diğer askerler içinde aranılan biri olmuştu. Herkesle çok iyi anlaşıyor, kimsenin kalbini kırmıyordu. Onun bu mütevazı tavrı herkesin çok hoşuna gidiyor, onu takdir ediyorlardı. Mehmet görevlerini, vatana olan bir borcu olarak düşünüyor, bu yüzden çok büyük başarılar sağlıyordu.

Aradan on ay gibi büyük bir zaman geçmişti, anasını ve memleketini çok özlemişti. Artık mektuplar yetmiyor, hasreti bir türlü dinmiyordu ama değerdi bu hasrete… Yaptığı görev çok asil ve onurluydu, herkese nasip olmuyordu; bir çoğuna nasip olsa da değerini, kıymetini bilenler çok azdı.

O gece Mehmet, anasını, köyünü düşünerek uykuya dalmıştı, Mehmet'in vücudu yorgun, yüreği özlem doluydu. Uykusu iyice ağırlaşmış, yorgun vücudu dinlenmeye çekilmişti. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Komutanının kalk emriyle yattığı yerden irkilerek fırladı. Tüm koğuş gibi kendisi de, “Emret komutanım!” diyerek selam durdu. Komutan Mehmet'e ve bölük arkadaşlarına göreve hazırlanmaları için emir veriyordu. Operasyona çıkacaklardı. Hemen hazırlandılar, kısa zamanda operasyon yapacakları dağlara ulaştılar. Gecenin karanlığı ürpertiyor, ay gökyüzünde hiç olmadığı kadar parlak duruyordu. Yıldızlar sayılacak kadar belirgindi. Ağaçların, çalı ve otların üzerine çiğ yağmış, ıslanan toprak buram buram kokuyordu. Gecenin sessizliğini ötüşen böcekler bozuyordu. Onlar da olmasa, derin bir sessizlik kaplardı her yanı.

Mehmet pür dikkat çıkacak en ufak bir sesi bekliyordu. Komutanlarının işaretleriyle yön tespiti yapıyorlardı. O da ne! Karşıda kıpırdanmalar vardı, mesafe çok uzak olduğundan tam seçemiyorlardı. Birbirlerine işaret ederek gördükleri yöne iyice odaklandılar. Teröristler o yönde hareket ediyordu. Komutanlarından gelen emirle ateş açmaya başladılar.

Bir müddet ateşe devam ettiler, komutanları şüphelenmişti, dur emri verdi ve ateşi kestiler hepsi şaşkındı, açılan ateşe karşılık veren yoktu ama neden di, hepsi ölmüş müydü ? eğer ölmedilerse neden karşılık vermiyorlardı, dikkatleri iyice dağılmıştı, ateş açtıkları yöne doğru tekrar bakmaya başladılar, komutanları bir müddet o yöne dikkatlice baktı, ani bir irkilme ve yüksek korkulu bir ses tonuyla :

-Çocuklar ! Bu bir aldatmaca, diyerek bağırdı, gördüklerimiz insan değil.

Mehmet ve diğerleri ne demek istediğini anlayamıyordu. Komutan;

-Karşıda gördüklerimiz keçi… diyerek anlatmaya bile fırsat kalmadan silah sesleri yükselmeye başladı.

Teröristler bir aldatmaca yapmış, yön yanıltmak için keçileri kullanmış, yerlerini tespit ederek arkadan kuşatmışlardı. Ateş içinde kalmışlardı. Mehmet var gücüyle karşılık verip teröristleri bir bir deviriyordu. Yanı başında olan arkadaşlarına seslendi;

-Hakkınızı helal edin kardeşler, bileğinize kuvvet!

Arkadaşlarından cevap gelmiyordu, onların şehit düştüğünü anladı. Her birine dönerek; “Hakkım helal olsun, helal olsun!” dedi. Teröristler ateşi hiç kesmiyor, kurşun yağdırıyorlardı Mehmet kıpırdayamıyordu. Komutanına seslendi, ondan da bir cevap alamadı. Defalarca seslendi cevap yoktu. Komutanı neden cevap vermiyordu?

-Mehmet kardeş komutanımız şehit düştü. .Dayan, sakın pes etme, hepsini geberteceğiz! Allah'a emanet ol…

Bu, Mustafa"nın sesiydi. Mehmet, duydukları karşısında hem üzülüyor hem de öfkeden dişlerini sıkıyordu. Sağ kalamayacağını anlamıştı. Şehit düşmeden bir kaçının daha canına okumalıydı. Arkadaşlarına her bakışında, sayılarının iyice azaldığını görüyordu. Her şey ne çabuk olmuştu! Bir saat önce konuştuğu arkadaşları, komutanı artık birer şehitti.

Mustafa:

-Mehmet iyi misin? Destek geliyor kardeş, az kaldı! Dayanalım, sakın pes etme! diye seslendi.

-Tamam kardeş iyiyim, diye karşılık verdi.

Biraz rahatlamıştı, destek gelince onların canlarına okuyacaklardı. Bulunduğu yerden az ileriye gitmek için hareket etti. Tam yerini değiştirmişti ki büyük bir acı hissetti. Ne acıydı bu böyle! Gözleri kararıyor, kulakları uğulduyordu. Yere yığıldı. Eliyle bedenine dokundu. Oluk oluk kan akıyordu, evet vurulmuştu. .Gücünün tükenmekte olduğunu hissediyordu. Bir avuç toprak aldı, sıktı. Çok susamıştı, susuzluktan yüreği kavruluyordu. Matarasından su içmek istedi ama dermanı yoktu, sürekli yutkunuyordu. Gözlerini açmakta zorlanıyordu. Yanına birinin geldiğini hissetti, gözlerini zorlukla açtı. Net göremiyordu. Bu babasıydı. Yerde uzanmış yatan oğlunun yanına oturdu. Mehmet'in başını dizine koydu. Babasının geldiğine çok sevinmişti.

-Baba, çok susadım, ne olur su! dedi.

Babası Mehmet'e suyunu içiriyordu. Mehmet'in içtiği su o kadar tatlıydı ki doyamıyordu; kana kana içti. Babasına bakarak;

-Ne tatlı bir su, doyamıyorum dedi.

Babasının yüzünde mutlu bir tebessüm vardı, gururla bakıyordu oğluna. Gülümseyerek:

-Zemzem bu oğlum, şimdi söylediklerimi tekrarla, dedi.

Birlikte şahadet kelimesi getirdiler Babası Mehmet'in saçlarını okşuyordu Mehmet'in artık kımıldayacak hâli kalmamıştı, ölmek üzereydi.Babası;

-Hadi uyu yavrum, kapa gözlerini, diyerek eliyle Mehmet'in gözlerini kapadı.

Mehmet gözlerini bir daha hiç açamayacaktı çünkü o artık şehit olmuştu. Onun adı artık “Yetim Mehmet” değil “Şehit Mehmet”ti.

Mehmet'in şehit düştüğünü Arif Emmi hissetmişti. Sabaha karşı uyandı. Namaz vakti yakındı. Abdest aldı, ezan okunana kadar Kur"an okudu. .Namazını camide kıldı ve Mehmet'ten gelecek haberi beklemeye başladı. Kimseyle konuşmuyor, sürekli yola bakıyordu. Öğleden sonra beklediği haber geldi. Kara haberdi bu, gecikir miydi?.Mehmet'in evinden anasının çığlıkları yükselmeye başladı. “Mehmet"im gitti! Vatan sağ olsun!” diye bağırıyordu. Konum komşu toplanıp koşuştular. Arif Emmi Mehmet"in salasını okudu. Mehmet"i beklemeye başladılar.

Mehmet'in naaşı köyüne ertesi gün getirildi. Mehmet öyle şerefli geliyordu ki yürekler dayanmıyordu. Oy, Mehmet'im oy! Sana kurşun sıkan eller kırılsın! Mehmet'in anası, kapının eşiğinde durmuş, oğlunun gelişini izliyordu. Dizlerinin dermanı tükenmişti. Olduğu yere çöktü, ağıt yakmaya başladı:



Haber edin bizim ele,

Gelsin emmisi dayısı.

Sabah ezanı okunmadan,

Yandı yavrumun kınası.



Neler oldu neler oldu,

Kuzum sana neler oldu.

Kahpelerin kurşunu,

Gelip yiğidimi buldu.



Helal olsun helal olsun,

Sütüm sana helal olsun.

Gözümden akan yaşlar,

O kahpeleri boğsun



Bak babası bak babası,

Yiğidine bak babası.

Yanına serdim yatağını,

Kuzun ile yat babası.



Yetimimi asker eyledim

Vatanıma kurban dedim.

Helal sütümle besledim

Vatanıma kurban eyledim.


HURİYE DÜZGÜN

KADINLAR

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
KADINLAR !

Bir kadın ne için ağlar, neden ağlar.
Sizce gerçekten her zaman yürekten ağlar mı? Bu soruların cevabını aramak ve belki de bulmak için Sayın Aziz Nesinin yazmış oldugu bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Bu makale beni her okuyuşumda etkilemiştir. O kadar güzel tanımlar var ki, sonuçta aslına dönmek, kendine sarılmak gibi, bu eylem belki de sadece kadınlar için değil de tüm insanlar için geçerli.
Bir kadını ağlatmak....
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden;önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir, onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilirmisiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur
kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... Insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü! AZİZ NESİN

and olsun ki!!!!!

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲

AND OLSUN !!!
Tohum Gibi Toprağa Düştükçe Çoğalacaklar !!!


BU AND KAYBETTİĞİMİZ HER ŞEHİT İÇİN, BU HESAP BİTİNCEYE KADAR BURADA YAYINLANACAKTIR !!!

Senin gibi eşsiz bir Arslan"ı katleden mayının düğmesine basanlara da, o tetiği çekenlere de, onlara eylem emri gönderen ada canisine de, eylemler için ada canisiyle anlaşan soysuz hainlere de yaptıklarının hesabını soracağız!



Başta, taşıdığı asil kanın bedelini bilen ve bu bedeli kahramanca ödeyen senin gibi yiğit kardeşlerimiz olmak üzere, katledilen her canın, dökülen her damla kanın ve yıkılan her yuvanın hesabını soracağız!

Kutlu naaşına yemin olsun, hesap soracağız!
Dökülen Türk kanına yemin olsun, hesap soracağız!
Naaşının sarıldığı sancağa yemin olsun, hesap soracağız!
Ardında yürüdüğümüz davaya yemin olsun, hesap soracağız!
Gök girsin, kızıl çıksın! Canının ve kanının hesabını soracağız!

Ağlamayacağız, güldürmeyeceğiz!
Yas tutmayacağız, bileneceğiz!
Yıkılmayacağız, indireceğiz!
Vazgeçmeyeceğiz, yürüyeceğiz!

 

Sen Türk'sen?
Vatanın satılıyor /Bayrağın yakılıyor...

Vatanın satılıyor,

Bayrağın yakılıyor,

Türk'lere küfür ediliyor

Sen bunları biliyor musun?



AB'ye girelim diyorsun,

Girince ne olacak bilmiyorsun!!...



Sen, Türk'sen,

Sen,vatanının uğruna canını fedâ edersen,

Neden bu olaylara karşı çıkmıyorsun!?...



(not bu şiir 11 yaşında bir kız tarafından yazılmıştır)

'BAK YAVRUM, BABAN BURADA'

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
Yüzbaşı Eroğlu için Levent'teki Afet Yolal Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Yüzbaşı Eroğlu'nun ailesi ve yakınlarının yanı sıra İstanbul Valisi Muammer Güler, 1. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ile askeri erkan ve vatandaşlar katıldı. Acılı eş kucağında ikiz çocuklarıyla şehit yüzbaşının cenazesi başına geldi. İkiz çocuklarını kucağına alarak acılı eşin "Bak yavrum baban burada. 4 aydır görmediğin baban burada" demesi törene katılanları gözyaşlarına boğdu.

Yüzbaşı Eroğlu'nun Türk bayrağına sarılı tabutu, ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından askerler tarafından omuzlara alınarak top arabasına konuldu. Eroğlu'nun cenazesi, askeri bando eşliğinde bir süre top arabasında taşındıktan sonra cenaze aracına alındı.

Bu sırada şehit eşi Tuba Eroğlu'nun asker selamı vererek eşini uğurladığı görüldü. Tuba Eroğlu, taziyeleri de 13 aylık ikiz çocukları Bade ve Kahraman'ı kucağına alarak kabul etti.

ORGENERAL GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Beşiktaş Müftüsü İlhami Özden dua okuduğu sırada, cenazeye katılan en yüksek rütbeli subay olun 1'inci Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman’ın gözyaşlarını tutamadığı görüldü. Kendisi gibi topçu olan yüzbaşı Eroğlu'nun ardından gözyaşı döken Orgeneral İsmail Koçman, gözyaşlarını sildi.

Şehit Topçu Yüzbaşı Sinan Eroğlu'nun cenazesi, Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi.

gabar dağından bir mektup

▼▲▼▲▼Yorum Yazın Lütfen!!!▲▼▲▼▲
Mektupta şu ifadeler yer alıyor: ' Sevgili Hakkı kardeşim. Bu mektubu nöbet dönüşümden yazıyorum. Daha yeni yeni ısınıyorum. Hava eksi 15 bilemedin eksi 16 derece filandır. Ama asla komandolar üşümez, yemez, içmez uyumazlar. İnşaallan sende asker olunca ne demek isteğimi anlarsın kardeşim. Vatanıma canım feda. Burada asker arkadaşlarım her gün terörist avına çıkalım diye can atıyor. Keşke şehit olsak diye dua ediyorlar. Kendini iyi bak gözünüz arkada kalmasın. Bu vatan bizimdir. Anne ve babanın ellerinden seninde gözlerinden öperiz. Komando